Milli İstihbarat Akademisi (MİA) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Yenal Göksun, ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmada psikolojik harp stratejilerinin etkisini ele aldı.
Dünya genelinde gözler önünde gelişen ABD/İsrail-İran çatışması, aynı zamanda silah ve teknoloji kapasitelerinin yarıştığı stratejik bir rekabet alanına dönüşmüştür. Burada önemli olan, hangi silahın daha büyük ya da yıkıcı olduğu değil, bu silahların hangi stratejilerle ve hangi hedefler doğrultusunda kullanıldığıdır. Ayrıca, yapay zeka teknolojileri de yeni bir silah olarak ortaya çıkmış ve savaşın fiziksel yanı kadar zihinsel boyutunu da etkilemiştir.
ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş, balistik füzelerin, düşük maliyetli kamikaze dronların ve hava savunma sistemlerinin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Tüm dünya, sahadaki gelişmeleri takip ederek dersler çıkarırken, savaşın diğer bir boyutundaki tahribatı gözlemlemek daha zordur. Bu çatışma, yapay zeka tabanlı sistemlerin psikolojik ve bilişsel süreçlerdeki kullanımına dair en ileri örneklerden birini sunmaktadır.
Elbette, savaşların psikolojik boyutunun yeni bir olgu olduğu söylenemez. Tarih boyunca, orduların morali, liderlerin algılanan gücü ve toplumların savaş iradesi, askeri kapasite kadar belirleyici olmuştur. Ancak dijitalleşme ve yapay zeka teknolojilerinin ilerlemesi, bu eski boyutu niteliksel olarak değiştirmiştir. Psikolojik harp, artık ikincil bir unsur olmaktan çıkıp, savaşın merkezine yerleşmiştir.
ABD yönetimi, İsrail ile birlikte İran’a yönelik saldırılara başlamaya karar verdiğinde, kamuoyunun desteğini sağlama konusunda zayıf bir konumdaydı. Bu nedenle, kamuoyunu ikna etmek ve meşruiyet oluşturmak için ahlaki üstünlük anlatısının oluşturulması gerekiyordu. ABD ve İsrail, bu savaşı İran’ın nükleer programını durdurmak, füze kapasitesini sınırlamak ve bölgedeki etkisini azaltmak amacıyla başlattıklarını ifade ettiler. Bu anlatı, hem iç kamuoyunu ikna etmeye hem de uluslararası alanda müdahalenin meşruiyetini pekiştirmeye yönelik çok katmanlı bir stratejik iletişim çabasının parçasıydı.
Ancak savaşın başlangıcında, İran'ın güneyindeki Minab kasabasında bir okulun vurulması ve çoğu çocuk olmak üzere en az 175 kişinin hayatını kaybetmesi, büyük bir ahlaki şok etkisi yarattı. ABD Başkanı, saldırının Amerika tarafından yapılmadığını ifade etse de, elde edilen kanıtlar Trump yönetimini suçlayıcı bir konuma sürükledi. Bazı kaynaklar, saldırıda Tomahawk füzelerinin kullanıldığını belirtti. Analistler, yapay zeka ile hedefleme yapılırken okulun yanlış hedef alındığını öne sürdü. Her ne olursa olsun, bu saldırının yarattığı ahlaki şok, iki önemli sonuca yol açtı: Birincisi, İran kamuoyunda büyük bir üzüntü ve saldırılara karşı ortak bir öfke oluştu. İkincisi, Trump yönetiminin savaştaki ahlaki üstünlük anlatısının zedelenmesi ve bu anlatıyı yeniden inşa etme çabasıydı.
Son 30 yıl içinde yaşanan savaşlar, dijital teknolojiler sayesinde en fazla kayıt altına alınmış ve gözler önüne serilmiş çatışmalar olarak tarihe geçmiştir. Körfez Savaşı’nın televizyonlardan canlı olarak izlenebilmesi, "görüyorsam gerçektir" algısını pekiştirmişti. Ancak günümüzde yapay zeka ile üretilen içerikler, gördüğümüz şeylerin gerçekliği konusunda belirsizlik yaratmaktadır. Artık "görüyorsam gerçektir" anlayışı yerini, "inanıyorsam gerçektir" algısına bırakmıştır. Bu yeni paradigma, savaşların psikolojik ve bilişsel boyutunu köklü bir şekilde değiştirmiştir.
Savaşın ilk günlerinden itibaren sosyal medyada yayılan yapay zeka destekli videolar, bu yeni epistemik krizin somut örnekleri olarak dikkat çekmektedir. Bu içerikler, askeri saldırıların etkisini abartmakta veya gerçek olmayan olayları görsel kanıtlarla sunmaktadır. Örneğin, ABD'ye ait USS Abraham Lincoln uçak gemisinin insansız hava araçlarıyla vurulduğuna dair videolar, gerçekliği sorgulamakla birlikte ABD’nin güç imajını tartışmaya açmıştır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun öldüğüne dair iddialar, onun kamuoyu önünde hayatta olduğuna dair delil üretme çabasını artırmış ve bu durum, anlatı savaşlarında zayıflıklara yol açmıştır.
Yapay zeka teknolojileri, hem savaş alanında hedeflerin belirlenmesinde hem de bilişsel cephede zihinleri hedef alırken kullanılmaktadır. Bu nedenle, bilginin üretimi, analizi ve etkileşimi hızla dönüşüm geçiriyor. Görüntüler, söylemler ve anlatılar, fiziksel gerçekliğin önüne geçebilecek bir etki gücüne ulaşmaktadır. Bir saldırının askeri sonuçları ile dijital ortamda yarattığı algı arasında ciddi bir asimetri oluşabilir. Bu bağlamda, savaş, askeri operasyonlarla eş zamanlı olarak dijital platformlarda anlamlandırma mücadelesine dönüşmektedir. Savaşların psikolojik ve bilişsel boyutu, artık yeni bir zihinsel ortamda sürdürülmektedir. Görsel materyalin "kanıt" niteliği azalmış, "görüyorsam gerçektir" anlayışı giderek "inandığıma uygun olanı gerçek kabul ederim" anlayışına dönüşmüştür. Böyle bir ortamda, hakikat ile kurgu arasındaki sınır belirsizleşmiş ve algı yönetimi stratejik bir silah haline gelmiştir. Yakın coğrafyamızda yaşanan savaşlardan çıkarılacak dersleri bu perspektiften değerlendirmek önemlidir.