Mobil
Dünya

ABD’nin Gündeminde Risk İçermeyen Plan Kalmadı

29 Mart 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
ABD Başkanı Trump'ın İran ile ilgili çeşitli beyanları, Washington'un savaşla ilgili kesin bir stratejiye sahip olmadığını gözler önüne seriyor.

İran ile ABD ve İsrail Arasındaki Savaşın Gelişmeleri

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaş, ilk ayını doldururken çatışmaların daha da artması barış umudunu olumsuz etkiliyor. Başkan Trump’ın çelişkili açıklamaları, her gün durumu daha karmaşık hale getiriyor. ABD'nin İran'a sunduğu koşulların Tahran tarafından reddedildiği bildiriliyor. Trump, müzakerelerin süresini 10 gün uzatıp 6 Nisan tarihini işaret etse de, tarafların bir uzlaşma sağlaması "uzak bir ihtimal" olarak görülüyor.

Savaşın birinci ayı dolarken, barış müzakereleri için belirlenen süre 6 Nisan’a uzatıldı.

CNN'in haberine göre, Trump'ın diplomatik çabalarının başarısız olması durumunda İran'a karşı askeri müdahaleyi artırmak için çeşitli stratejiler üzerinde duruluyor. Ancak hiçbir senaryonun Washington için ideal olmadığı ifade ediliyor. Pentagon’un, İran’daki stratejik hedeflerin kara birlikleriyle ele geçirilmesini içeren planlar hazırladığı, ancak bu tür planların ciddi can kaybı riski taşıdığı ve çatışmanın sona ermesini garanti etmediği belirtiliyor. Buna rağmen, ABD'nin amfibi gemileri USS Tripoli ve USS New Orleans’ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia üssüne demirlediği ve Pentagon'un 10 bin askeri bölgeye göndermeyi planladığı haberleri gündemde.

İran'ın Asimetrik Savaş Stratejileri

Uzmanlar, İran'ın düşük maliyetli dronlar ve deniz mayınları gibi asimetrik savaş teknikleriyle Hürmüz Boğazı'nda önemli bir avantaj sağladığını belirtiyor. Bu unsurlar, ABD ve müttefiklerinin gemilerini korumasını veya boğazı askeri yollarla güvence altına almasını zorlaştırıyor. İran'ın kıyı şeridi boyunca konuşlandırılan mobil gemisavar füze sistemleri, tehdit alanını boğazın ötesine taşıyarak durumu daha karmaşık hale getiriyor.

Dağlık alanlar, adalar ve yerleşim yerleri, silah sistemlerinin gizlenmesini kolaylaştırarak tespit edilmesini zorlaştırıyor. Uzmanlar, tankerleri korumak için klasik savaş gemisi konvoylarının yeterli olmayabileceğini vurguluyor. Olası bir güvenlik operasyonu, uydu gözetleme sistemleri, devriye uçakları, dronlar ve mayınlardan arındırılmış özel rotalar içeren çok katmanlı bir savunma yaklaşımını gerektireceği ifade ediliyor.

Olası bir kara harekâtı, ciddi can kayıplarına yol açabilir ve kamuoyu baskısını artırabilir.

Diplomasi ve Müzakere Süreci

ABD, bölgedeki çatışmayı artıracak adımları hızlandırırken, aynı zamanda müzakere masası hazırlıklarına da devam ediyor. Axios'un haberine göre, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Başkan Trump tarafından olası barış görüşmelerinde Washington'un baş müzakerecisi olarak atanmış durumda. Savaş öncesi Tahran'a saldırı konusunda temkinli olan Vance'in, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Körfez ülkeleriyle temas kurduğu, dolaylı olarak İran ile iletişim sürecine dahil olduğu bildiriliyor. ABD yönetimi, Pakistan, Mısır ve Türkiye'nin arabuluculuğunda yüz yüze görüşmeler düzenlemeyi amaçlarken, İran tarafının onaylaması durumunda Vance'in İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile aynı masada oturabileceği belirtiliyor.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD, bölgede kendi üslerindeki askerlerini bile koruyamazken, kendi topraklarımızda onları nasıl koruyabilir?” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan ve BAE'nin Tutumu

Suudi Arabistan, ABD’ye İran’a yönelik askeri operasyonların sürdürülmesi ve güçlendirilmesi çağrısında bulunurken, doğrudan savaşa katılma konusunda temkinli bir değerlendirme süreci yürütüyor. Öte yandan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın askeri olarak kesin bir şekilde yenilgiye uğratılması gerektiğini açıkça savunuyor. Riyad’ın şu an “temkinli tarafsızlık” politikası izlediği, İran ve Yemen’deki Husi güçlerinden gelebilecek saldırı riskini dikkate alarak tüm seçenekleri masada tuttuğu belirtiliyor.

Enerji altyapısına yönelik tehditlerin artışı, Suudi yönetimini zor bir stratejik ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Uzmanlara göre, BAE’nin daha sert askeri taleplerine karşın Suudi Arabistan, savaşın bölgesel ölçekte genişlemesi halinde ekonomik ve güvenlik maliyetlerinin artmasından endişe duyuyor; bu nedenle diplomatik çözüm ihtimalini tamamen dışlamadan ABD ile güvenlik ilişkilerini yeniden değerlendirme yoluna gidebilir.