İstanbul'un Bahçelievler bölgesinde yaşayan, şu anda 22 yaşında olan A.E., 5 ile 11 yaşları arasında dedesi tarafından sürekli cinsel istismara uğradı. Kendisi gibi mağdur olan iki yaş küçük kuzeninin de aynı dedesi tarafından istismar edilmesi sonucu hamile kalması üzerine, A.E. suç duyurusunda bulundu.
Mahkeme, A.E.'ye yönelik cinsel istismar suçundan 18 yıl, kuzenine karşı işlediği eylemlerden dolayı ise 30 yıl hapis cezası verdi. Ancak, 73 yaşındaki sanık Durmuş Olum hapisteyken hayatını kaybetti.
Yaşadığı cinsel istismar nedeniyle A.E.'nin eğitimine devam edemediği, adli tıp raporlarıyla birçok psikolojik sorun yaşadığı ve yaşamını sürdürmekte zorluk çektiği belirlendi.
Bu durum üzerine A.E., babasının da bulunduğu sanık Durmuş Olum'un mirasçılarına karşı Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tazminat davası açtı.
A.E.'nin avukatı Gamze Serin, müvekkilinin yaşadığı travma nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kaldığını ve yeniden üniversiteye hazırlanmak istediğini ifade etti.
Avukat, müvekkilinin yaşadığı travma nedeniyle eğitimden uzak kalması ve engellilik durumu nedeniyle iş gücünü kaybetmesi gibi faktörlerin tazminat hesabında dikkate alınmasının zorunlu olduğunu dile getirdi.
A.E., sanığın mirasçıları tarafından reddedilmeyen mirasın, dedenin desteklendiği ve kendisine herhangi bir maddi veya manevi yardım yapılmadığına dikkat çekti. Şu an için manevi tazminat davası devam etmektedir.
Davalıların tutumu, yalnızca ihmalkar bir sessizlik değil, aynı zamanda mağduru dışlayan bir manevi ihlal olarak değerlendirilmektedir. A.E., sadece istismar eyleminin değil, aynı zamanda aile içindeki koruma mekanizmasının da ihlaline maruz kalmıştır.
Bu olay, sıradan bir zarar ya da psikolojik rahatsızlık durumu değil, aile temelli sosyal destek sisteminin çökmesi sonucu meydana gelen sürekli bir travmadır. Tazminat talebi, müvekkilin insan onurunun yeniden sağlanması için gerekli bir telafi mekanizması olarak görülmektedir.
Bu dava, yalnızca A.E.'nin açtığı bir dava değil; çocukluğu gasp edilen, sesi kısılan ve yıllarca susmaya zorlanan birçok mağdur adına açılmış bir adalet kapısıdır. Müvekkil, yaşadığı zorluklara rağmen haklarını arayarak toplum için bir umut ve direnç örneği sergilemektedir.
Manevi tazminat davasında talep edilen miktar, geçmişteki acıların yanı sıra uzun süreli sağlık giderleri, iş gücü kaybı ve tedaviye erişim zorluklarının telafisini de kapsamaktadır.
Bu davayı, sıradan bir tazminat anlaşmazlığı olarak değil, insan onurunun yeniden tesis edilmesi ve yaşam boyu süren zararların hukuk önünde karşılık bulması olarak tanımlıyoruz. Tazminat, merhametle verilen bir bağış değil, hukuki sorumluluğun doğal bir sonucudur.
Bir bireyin yaşamı kalıcı olarak zarar görmüşse, hukuk bunu göz ardı edemez. Maalesef travma zamanla silinmez ve hukuk da bunu kabul etmektedir. Bu nedenle A.E.'nin davası, benzer durumda olan birçok kişi için emsal niteliği taşıyan bir mücadele olarak önem kazanmaktadır.
Dosya şu anda bilirkişi aşamasında; gelecek duruşmada tazminat miktarının belirlenmesi için bilirkişiye sunulması beklenmektedir. Mahkemenin bilirkişi raporuna dayanarak vereceği nihai karar, bizim için büyük bir önem taşımaktadır.
Mahkemenin, tüm sağlık raporlarını ve müvekkilin yaşam koşullarını dikkate alarak, A.E.'nin yeniden hayat kurabilmesi için adil bir karar vereceğine inanıyoruz.
Bugün verilecek karar, yalnızca davanın taraflarını değil, benzer durumda olan birçok insanın hukuk sistemine olan güvenini de etkileyebilir. Bu nedenle, meselenin sayısal bir tartışma değil, insan onuru ve hukukun vicdanı olduğunu vurgulamak gerekir.