Kıyı topluluklarının temsilcileri, politika oluşturucular, akademisyenler ve sektördeki liderler, gelecek hafta Avrupa Okyanus Günleri etkinliği için bir araya gelecek.
Brüksel'de düzenlenecek olan bu etkinlik boyunca, katılımcılar arasında tartışılacak ana konu, Ocean Pact'ten 2026 yılına kadar açıklanması beklenen yeni mevzuat olan Ocean Act'e geçiş süreci olacak. Bu, deniz ekosistemine yönelik önemli bir yasa ve doğru şekilde oluşturulması için baskılar giderek artıyor.
Gözlemciler, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in açılış konuşmasında vereceği ipuçlarına dikkatle odaklanacak; von der Leyen'in etkinlikte yer alması, okyanus konularına siyasi ilginin arttığını gösteriyor.
AB Balıkçılık ve Okyanuslardan Sorumlu Komiseri Costas Kadis, durumu şu şekilde özetliyor: "Ocean Pact, okyanusla ilgili tüm politikalar için tek bir referans stratejisi oluşturma çabasındayken; Ocean Act bu Pakt'ın hukuki boyutunu temsil ediyor."
Komisyon, Yasa'nın "ekosistem yaklaşımını" benimseyeceğini ve farklı denizcilik mevzuatını bir araya getirerek "basitleştirme" sağlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Aktivistler için kritik olan, Pakt'ın deniz sağlığını koruma, mavi ekonomiyi canlandırma ve güvenliği artırma hedefleri doğrultusunda, güçlü bir yaptırım gücüne sahip bir Yasaya dönüşüp dönüşmeyeceği. STK Seas at Risk'te Deniz Politikaları Sorumlusu Rémi Cossetti, "İklim Yasası gibi bağlayıcı bir düzenleme olmasını istiyoruz," diyor.
Kâr amacı gütmeyen Oceana Europe'ta Kaçak Balıkçılık ve Şeffaflık Kampanya Direktörü Vanya Vulperhorst, mevcut yasaların deniz kaynaklarını koruyabileceğini ancak uygulanmadığını vurguluyor. Avrupa'nın Ortak Balıkçılık Politikası etrafındaki tartışmalar yeni değil; ancak Komisyon, sürdürülebilir bir balıkçılık sektörü için Vision 2040 adlı politikayı açıklamaya hazırlanırken, Ocean Days sırasında bu konular yeniden gündeme gelecek.
Sektör, Avrupa'da birçok nedenle hâlâ kriz içinde. Av kotası limitleri, sürdürülemez şekilde yüksek seviyelerde belirleniyor; Brexit sonrası kota pazarlıkları karmaşaya neden oluyor; yeni AB kurallarını uygulamak zorlaşıyor. İzlanda'da AB üyeliğine ilişkin referandum da durumu daha karmaşık hale getiriyor.
Günümüzde Avrupa'nın balıkçılık sektörü, sessiz ama ciddi bir iş gücü kriziyle karşı karşıya. Gençlerin bu mesleği tercih etme oranı oldukça düşük. İşin fiziksel zorluğu ve yüksek başlangıç maliyetleri, gençlerin sektörü seçmesini engelliyor.
WWF'nin yakın tarihli bir araştırmasına göre, Akdeniz ve Karadeniz'deki balıkçıların sadece yüzde 17'si 25 yaşın altında; neredeyse yarısı ise 40 yaşın üzerinde. Mesleği cazip hale getirmenin yolları hala belirsiz; ayrıca aşırı avlanma sorunuyla da başa çıkmak gerekiyor.
Vulperhorst, en verimli av sahalarına, 15 metreden daha kısa ve trol avcılığı yapmayan teknelere öncelikli erişim sağlanması gerektiğini savunuyor. Komiser Kadis ise, sektör için daha fazla istikrar ve öngörü sağlanması gerektiğini belirtiyor.
Pek çok kişi, Avrupa'nın küçük ölçekli, aile işletmesi teknelerinin kültürel mirasın bir parçası olarak hayatta kalmasını ve önemli bir avla dönmesini istiyor. Ancak bu dönüşüm sürecinde doğru politika ve ekonomik teşviklerin belirlenmesi gerekiyor.
AB, 2030 yılına kadar denizlerinin yüzde 30'unu koruma altına alma taahhüdünde bulundu; bunun en az yüzde 10'unun ise sıkı koruma altında olması bekleniyor. Ancak, bu hedefe ulaşılacağına dair pek az kişi umutlu.
Komiser Kadis bile bu konuda iyimser değil; Cossetti, eylemlerin "çok yavaş ve yeterince sıkı olmadığını" belirtiyor. 2023 itibarıyla AB'nin deniz sularının yaklaşık yüzde 13,7'si koruma alanlarıyla kaplı; bu, geçmişe göre bir ilerleme, ancak hedefin gerisinde kalıyor.
Avrupa Komisyonu, DKA'larda dip trol avcılığının yasaklanması yönünde bir taahhütte bulunmamış durumda; bunun yerine "vakaya göre" değerlendirmeler yapmayı tercih ediyor. Kampanyacılar, koruma alanlarında dip trol avcılığının derhal sona erdirilmesini savunuyor.
Komiser Kadis, DKA'larda yerel toplulukların ve paydaşların desteklediği koruma önlemlerinin daha etkili olacağını ifade ediyor. İyi yönetilen DKA'ların genişletilmesi, deniz ekosistemlerinin iyileşmesi için en güçlü argüman olarak öne çıkıyor.
Deniz güvenliği, Avrupa'nın siyasi gündeminde önemli bir yer tutmaya başladı ve European Ocean Days programının ana başlıklarından biri haline geldi. Denizdeki altyapılara yönelik tehditler, artık somut ve acil tehlikeler olarak kabul ediliyor.
AB, deniz güvenliğini artırmak amacıyla stratejisini güncelledi ve insansız hava araçları ile deniz araçlarının konuşlandırılmasını planlıyor. Ayrıca, Rus gölge filosundaki gemilerin tespit edilip yaptırım listelerine alınması hedefleniyor.
Ancak, uzmanlar mevcut durumdan memnun değil. Örneğin, Baltık Güvenlik Vakfı Başkanı Olevs Nikers, koordinasyon eksikliğinden ve net yetkilerin olmamasından şikayet ediyor. Nikers, Baltık'ı bir "NATO gölü" olarak tanımlıyor ve Rusya ile Çin bağlantılı gemilerin tehdit oluşturduğunu belirtiyor.