Sosyal Medya Düzenlemesi Hakkında Gelişmeler
Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçtiğimiz hafta sosyal medya ile ilgili yeni bir düzenleme üzerinde çalışmalara başladıklarını ve bu düzenlemenin 2026 yılında yürürlüğe girmesini hedeflediklerini ifade etti. Gürlek, sosyal medya platformlarına giriş yapacak kullanıcıların kimlik ve telefon numarası doğrulaması yapacağını belirterek, "Sosyal medyada bir kişi yorum yapacaksa veya bir içerik paylaşacaksa, kimliğinin açık olması zorunlu olacaktır" şeklinde konuştu.
Sahte hesaplar aracılığıyla "itibar suikastları" gerçekleştirildiğini, hakim ve savcıların hedef alındığını ve yargı süreçlerinin etkilenmeye çalışıldığını iddia eden Gürlek, kimliği tespit edilen kullanıcıların cezai sorumluluklarının daha belirgin hale getirileceğini vurguladı.
Kullanıcı Kimliği Üzerine Tartışmalar
Bu açıklama, sosyal medya tartışmalarını içerik denetiminden çıkararak, doğrudan kullanıcı kimliği konusuna odakladı. Artık mesele, hangi paylaşımların suç sayılacağı değil, kimliklerin önceden doğrulanıp doğrulanmayacağı meselesidir.
İfade Özgürlüğü Derneği kurucularından internet hukuku uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz, bu noktada düzenlemenin gerçekten gerekli olup olmadığı sorusunun gündeme geldiğini belirtti. Akdeniz, Türkiye'de sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan davaların ve soruşturmaların zaten yüksek olduğunu hatırlatıyor. Mevcut yasalar, Cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlisine hakaret, tehdit ve yargıyı etkilemeye teşebbüs gibi suçları kapsamaktadır.
Kimlik Doğrulama ve Anonimlik Üzerine Endişeler
Akdeniz, mevcut müdahale araçları varken tüm kullanıcıların baştan kimlik doğrulamasına tabi tutulmasının "ölçülülük" ilkesini sorgulattığını ifade ediyor. Demokratik toplumlarda müdahalenin gerekli ve orantılı olması gerektiğini vurgulayan Akdeniz, genel ve sürekli kimlik doğrulamanın, belirli suçlarla mücadele için aşırı bir yöntem olabileceğini savunuyor. Bu durum, hukuki bir boşluktan ziyade yeni bir denetim katmanının gündeme geldiğini gösteriyor.
Yaman Akdeniz, anonimliği sadece teknik bir özellik olarak değil, demokratik kamusal alanın önemli bir parçası olarak değerlendiriyor. Eleştirel görüşlerini ifade eden bireyler için anonimlik, güvenli bir alan sağlayabilir. Ancak kimliğin zorunlu hale gelmesi, suç işleyenleri hedef almak yerine tüm kullanıcıları kapsayan bir sistemin kurulmasına yol açabilir.
Bu durum, muhalifler dışında sıradan kullanıcıların da daha temkinli davranmasına yol açabilir. Düzenleme, kamuoyuna ilk olarak çocukların güvenli internete erişimi vurgusuyla tanıtıldı. Kimlik doğrulama planının yanı sıra 15 yaş altındaki çocuklar için sosyal medya kısıtlaması da düşünülüyor. Hükümet, bu düzenlemeyi çocukları dijital risklerden koruma amacıyla savunuyor.
Akdeniz, yaş doğrulamanın teknik olarak tüm kullanıcıların yaşını doğrulamayı gerektirebileceğini ve bunun fiili olarak kimlik doğrulama altyapısı anlamına geleceğini belirtiyor. Çocukların korunması geçerli bir gerekçe olsa da, bu gerekçeyle oluşturulan sistemin yalnızca çocuklarla sınırlı kalmama riski bulunuyor.
Dijital Gözetim ve Veri Güvenliği
Akdeniz, bu durumu "Bir panoptikon… George Orwell'in 1984'te düşünemeyeceği kadar sofistike bir kontrol mekanizması" şeklinde tanımlıyor. Yaş doğrulama ile kimlik doğrulamasının birleşmesi, sürekli teyit edilen ve izlenebilir bir dijital alanın ortaya çıkmasına neden olabilir. Çocuk güvenliği üzerinden inşa edilen sistemin, daha geniş bir gözetim yapısına dönüşme riski olduğunu ifade ediyor.
İfade Özgürlüğü Derneği'nin yayımladığı "Dijital İtaat Rejimi" raporu, Türkiye'de sosyal medya alanında mevcut yoğun müdahale uygulamalarını gözler önüne seriyor. Rapora göre, platformların devlet taleplerine uyum oranı oldukça yüksek. İçerik kaldırma ve görünmezleştirme uygulamaları artarken, şeffaflık raporları kamu denetimine yeterince açık değil.
Uluslararası Örnekler ve Türkiye'nin Durumu
Akdeniz, dijital alanın zaten daraldığını ve içeriklerin kaldırılması veya görünmez hale getirilmesinin yaygınlaştığını belirtiyor. Kimlik doğrulamasının eklenmesi, bu müdahale kapasitesini daha da kurumsallaştırabilir. Bu nedenle mesele yalnızca yeni bir yasa değil, dijital kamusal alanın yapısal dönüşümüdür.
Yaş sınırı tartışmalarının başka ülkelerde de gündemde olduğunu hatırlatan Akdeniz, fakat yöntemin belirleyici olduğunu vurguluyor. Avustralya gibi ülkelerde platformlara yükümlülükler getirilirken, tüm kullanıcıların merkezi kimlik doğrulamasına tabi tutulduğu bir model uygulanmıyor. "Diğer örnekler bunu yapmadı. Avustralya'da böyle bir sistem yok" diyor.
Çin'de ise gerçek isim sistemi uzun süredir yürürlükte olup, dijital platformlara erişimde kimlik doğrulaması zorunlu hale getirilmiştir. Bu sistem, anonimliği büyük ölçüde ortadan kaldırarak içerik denetimini kolaylaştırmaktadır.
Çocuk Hakları ve İfade Özgürlüğü
Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ne üye olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yükümlülüklerinin bulunduğunu hatırlatan Akdeniz, yönelimin hangi modele doğru yaklaştığının kritik olduğunu belirtiyor. Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuklara ifade özgürlüğü hakkı tanımaktadır. Sözleşmenin 13. maddesi bilgi ve düşünceyi arama, alma ve yayma hakkını düzenlerken, 31. madde oyun ve kültürel etkinliklere katılım hakkını güvence altına almaktadır.
Akdeniz, çocukların dijital alandaki varlığının yalnızca risk üzerinden tanımlanamayacağını, koruma ile hakların dengelenmesi gerektiğini belirtiyor. Geniş kapsamlı yasaklar ve katı doğrulama sistemleri bu dengeyi bozabilir.
Veri Güvenliği ve Kullanıcı Hakları
Kimlik ve telefon doğrulaması, geniş ölçekli veri işleme anlamına gelmektedir. Merkezi doğrulama altyapısı, veri güvenliği açısından riskler taşımaktadır. Veri sızıntısı ve kötüye kullanım ihtimalleri artabilir. Akdeniz, "Sadece ifade özgürlüğü açısından değil, kişisel verilerin güvenliği açısından da ciddi sorunlar" diyerek bu duruma dikkat çekiyor.
VPN kullanımı, yurtdışındaki kullanıcılar ve turistler açısından sistemin nasıl işleyeceği de netlik kazanmış değil. Merkezi doğrulama mekanizmasının tasarımı kamuoyuyla paylaşılmamış durumda. Akdeniz, bu kadar kapsamlı bir düzenlemenin geniş istişare süreçleriyle tartışılması gerektiğini savunuyor. Akademi ve sivil toplumun görüşü alınmadan dijital alanın yeniden tasarlanması, demokratik meşruiyet sorununu beraberinde getirebilir.
Yeni Düzenlemelerin İçeriği
Gündemdeki taslağa göre, 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal medya platformlarına erişimi yasaklanacak. Sosyal ağ sağlayıcıların yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri alması zorunlu olacak. Taslak ayrıca ebeveyn kontrol araçlarının zorunlu hale getirilmesini öngörüyor. Ebeveynlerin çocukların sosyal medya kullanım sürelerini sınırlayabilmesi, hesap hareketlerini izleyebilmesi ve platform içi satın alımları denetleyebilmesi planlanıyor.
Dijital oyunlara yaş derecelendirmesi getirilmesi, içeriklerin belirli yaş gruplarına göre sınıflandırılması ve platformların buna uygun teknik filtreler kurması düzenlemenin diğer bir boyutunu oluşturmaktadır. Ayrıca sosyal ağ sağlayıcılarının Türkiye'deki yükümlülüklerinin artırılması, kurallara uymayan platformlara para cezası veya bant daraltma gibi yaptırımlar uygulanması da seçenekler arasında yer almaktadır.
Düzenlemenin Kapsamı ve Geleceği
Başlangıçta çocukların korunması söylemiyle tanıtılan düzenleme, bugün kimlik doğrulaması ve platform sorumluluklarıyla daha geniş bir tartışmanın parçası haline gelmiştir. Bir tarafta dijital riskler ve suçla mücadele gerekçeleri bulunurken, diğer tarafta anonimlik, ifade özgürlüğü, çocuk hakları ve veri güvenliği kaygıları yer almaktadır.
Akdeniz, meselenin teknik bir düzenlemenin ötesinde olduğunu; dijital kamusal alanın hangi ilkelerle şekilleneceğine dair bir tercih olduğunu vurguluyor. Çocuklara yönelik hedefli ve ölçülü önlemler mi alınacak yoksa bu çerçevede oluşturulan altyapı, tüm kullanıcıları kapsayan kalıcı bir doğrulama sistemine mi dönüşecek?
2026 yılına yaklaşırken, düzenlemenin detaylarının netleşmesi bekleniyor. Bu düzenleme, yalnızca sosyal medyanın değil, Türkiye'deki dijital kamusal alanın hangi ilkeler üzerine inşa edileceğini de belirleyecektir.