DEM Parti'den Rojava Açıklamaları
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, partilerinin Genel Merkezi'nde Suriye ve Rojava ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
Toplantıda söz alan Tülay Hatimoğulları, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Rojava topraklarını ziyaret ettik. Heyetimiz; DEM Parti, DBP, Demokratik Birlik İnisiyatifi, SODAP, TJA, Barış Anneleri, ÖHD ve barodan temsilcilerle geniş bir heyetle bu görüşmeleri gerçekleştirdik. PYD Eş Sözcüleri ve yönetimiyle, Rojava kadın hareketi çatı örgütüyle, 26 Nisan Konferansı bileşenleriyle, bu konferansın bileşenleri Suriye’deki tüm Kürdi partiler ve kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu 26 Nisan Konferansı şeklindeki bir platformla çalışmalarını sürdürüyor. Aynı zamanda Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Bürosu ile de bir görüşme gerçekleştirdik. İlham Ehmed ile ayrıca bir araya geldik. Tüm Türkiye kamuoyu ne yazık ki dünya genelinde bu konuda yanlış bilgilendiriliyor. Deniyor ki, bu anlaşmalara yani Suriye’deki 10 Mart Mutabakatı’na SDG’nin uymadığına dair ciddi bir algı yönetimi mevcut. Bizler bizzat giderek heyetimizle yaptığımız gözlemler ve kurumsal görüşmelerden elde ettiğimiz bilgileri tekrar sizlerle paylaşmak istiyoruz. Neden tekrar diyorum? Çünkü biz bu kürsülerden ve her platformdan 10 Mart Mutabakatı’na esasen HTŞ’nin ve Şara yönetiminin uymadığını ısrarla vurguladık. Yaptığımız görüşmelerde de aslında yanılmadığımızı ve bu durumun böyle olduğunu kendilerinden dinledik. Onların anlatımlarını da sizlerle doğrudan paylaşmak istiyorum” şeklinde konuştu.
Rojava'daki Yöneticilerin Analizleri
Rojava’daki yöneticilerin Halep’te Eşrefiyê ve Şexmaksûd’ta başlayan sürecin nedenleri hakkında yorumlarını paylaşan Tülay Hatimoğulları, “Bir plan mevcut. Bu plan hem uluslararası hem de bölgesel bir komplo olarak üzerimizde bir strateji uygulamak istiyorlar. Bu planın ana teması bir Kürt-Arap savaşını derinleştirmek. Kendilerinin değerlendirmelerine göre Suriye’de bugüne kadar ciddi bir Kürt-Arap çatışması olmamıştır. Suriye tarihinde böyle bir çatışma yokken, şimdi bu çatışmayı derinleştirmek isteyenlere asla bu oyuna gelmeyeceğiz. Bu sürecin böyle yönlendirilmeye çalışıldığının farkındayız diyorlar. Özellikle Rakka ve Deyrizor’dan SDG güçlerinin çekildiğini biliyorsunuz. Çekilmelerinin en önemli nedeni, bu komplonun bir Kürt-Arap savaşını derinleştirmek istediğini anlamaları ve bunun önüne geçmek istemeleridir. Ayrıca 2011’den beri savaş ve çatışma içinde olan Suriye’de daha fazla can kaybı yaşanmasını istemiyorlar. Daha fazla sivilin ölmesini ve göç yollarının kapanmasını istemiyorlar. Bu sebeple büyük bir sorumlulukla hem siyasi hem insani hem de her açıdan büyük bir sorumlulukla hareket ederek bu bölgelerden geri çekildiler.” dedi.
HTŞ'nin Anlaşmaları Erteleniyor
Kürt kentlerinde şu anda yoğun olarak bulunduklarını ve burada tüm dünyaya net bir mesaj vermek istediklerini belirten Hatimoğulları, “Kürt kentlerini sonuna kadar, bedeli ne olursa olsun savunacağız.” dedi. Hatimoğulları, “Özellikle SDG’nin 10 Mart Mutabakatı’na uymadığı yalanını yaymaya çalışanlara net bir yanıt vermek istiyoruz. 10 Mart Mutabakatı’na SDG uymaktadır. Bu mutabakatın son maddesinde, özellikle belirlenen konularda komisyonların oluşturulması ile ilgili olarak SDG’nin her zaman bu komisyonların kurulmasını önerdiği belirtilmiştir. Ancak HTŞ’nin zamana oynadığı ve bu komisyonların kurulmasını geciktirdiği ifade edildi.” diye ekledi.
4 Ocak’ta Şam’da SDG ve HTŞ arasında gerçekleşen bir görüşmeye değinen Tülay Hatimoğulları, “Bu görüşmede Şara’nın katılmaması SDG heyeti tarafından ilginç bulunmuş ve neden katılmadığına dair bir şaşkınlık yaşanmıştır. Şara’nın bu görüşmeye katılmamasını gerekçe göstererek aslında o gün sağlanan verimli bir mutabakatı somut olarak imzalamamış oldular. Yani sadece kalemle imza atmak kalmıştı. Ancak Şam yönetimi, Şara’nın toplantıya katılamayacağını ama birkaç gün sonra bir araya gelerek bir imza sürecinin gerçekleşebileceğini belirtmiştir.” şeklinde ifade etti.
22 Ocak’ta Erbil’de SDG yöneticileri Barak ve Cooper ile bir görüşme yapıldığını hatırlatan Hatimoğulları, “18 Ocak Mutabakatı yeniden gündeme geldi. SDG’nin 18 Ocak Mutabakatı’na uyacağı ve bu mutabakatın hayata geçirilebilmesi için ateşkesin uzatılması gerektiği hususunda bir hemfikirlik sağlandı. Medyada ateşkesin uzatıldığına dair haberler de yer almakta. Biz bu ateşkesin uzatılmasını son derece olumlu buluyoruz ve anlaşmaya herkesin riayet etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu ortak mutabakata pratikte uyulmadığı takdirde, sahada çatışmaların devam etmesi Suriye’nin geleceği açısından son derece tehlikelidir. Bu tür mutabakatlar, savaş ve saldırı hazırlıkları için zaman kazanma taktiğine dönüşmemelidir.” dedi.
Kürtlerin Temel Hakları Korunmalı
Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi tarafından vurgulanan bazı konulara da değinen Tülay Hatimoğulları, “HTŞ’nin Kürtlere savaş açması kimse tarafından desteklenmemelidir. Eğer bölgede Kürtsüz bir kentleşme hedefleniyorsa, Suriye’yi Kürtsüzleştirme amacı güdülüyorsa herkes büyük bir yanılgı içindedir. Çünkü Kürt halkı bu coğrafyanın kadim ve yerleşik bir halkıdır. Nüfusu da göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Biz DEM Parti olarak hangi halktan olursa olsun, isterse tek bir kişi olsun, onun hakkının korunmasının son derece önemli olduğunu vurgulamak isteriz.” şeklinde konuştu.
HTŞ’nin askeri, lojistik ve istihbarat alanlarında Türkiye tarafından desteklenmemesi gerektiğini özellikle vurgulayan Hatimoğulları, “Kürt-Arap Savaşı’na kesinlikle karşıyız. Ancak aynı zamanda Türk-Kürt çatışmasına da karşıyız. Türkiye’de Kürtler ve Türkler arasında iç barış sağlanması için daha fazla çaba gösterilmelidir. Türkiye devleti ve hükümeti, HTŞ’nin Kürtler üzerinde etnik temizlik hareketi yürütmesine asla destek olmamalı ve bunun önünü kesmelidir. Türkiye, barış rolünü üstlenmeli ve Suriye’de barışın tesis edilmesi için aktif bir rol oynamalıdır.” dedi.
Suriye’deki durumun iyileşmesi için garantör ülkelerin görevlerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, “Kuzey ve Doğu Suriye üzerindeki kuşatmanın ortadan kaldırılması için acilen görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidirler.” şeklinde sözlerine ekledi.
Kürt Halkının Beklentileri
Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürt halkının dünya genelinden beklentileri olduğunu belirten Hatimoğulları, “Dünya genelinde gerçekleşen demokratik eylemler, etkinlikler ve dayanışmalar son derece kıymetli. Bu, kendilerine büyük bir moral kaynağı olmaktadır. Ancak bu duyarlılığın gerçek ve kalıcı bir barış sağlanana kadar devam etmesi son derece önemlidir.” dedi. Ayrıca, Suriye’nin barışının inşa edilmesinde tüm dünya kamuoyunda insan hakları kuruluşları, kadın hareketleri ve demokrasi savunucularının destek ve dayanışmalarını beklediklerini ifade etti.
Hatimoğulları, Kobani’nin elektrik, su ve internet kesintileri ile karşı karşıya kaldığını belirterek, “SDG, bir iyi niyet gösterisi olarak çekildiği bölgelerde, kendi yurttaşı olarak görmesi gereken Kürt halkına bu durumu reva göremez. Suriye’yi yönetiyorsanız, toprak bütünlüğünü koruyarak bir yönetim iddianız olmalı. Ancak yönetimi ele geçirdiğiniz günün ertesi günü elektriği kesiyorsanız, bu yurttaşlar size nasıl güvenebilir?” şeklinde değerlendirdi.
Kalıcı Barışın Önemi
Hatimoğulları, “Sadece Haseke, Qamişlo ve Rakka’da değil, aynı zamanda Şam, Halep ve birçok bölgede yaşamı ortadan kaldıran bir durum söz konusu. Devlet daireleri, kamu kurumları ve okullar düzgün çalışmıyor. Savaş yorgunu bir ülkenin bu şekilde hayatını sürdürebilmesi mümkün değil. Şam yönetimi, SDG ile en son anlaşmanın gerekliliklerini yerine getirmeli ve ateşkesin devam etmesi sağlanmalıdır. Suriye’nin yeniden inşası için herkes görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.” şeklinde konuştu.
Rojava’da kadınların mücadeledeki rolüne de değinen Hatimoğulları, “Kadınlar her zaman olduğu gibi en ön saflarda mücadeleye katılıyor. Rojava, kadınlara büyük bir özgürlük alanı sunuyor. Bugün Rakka’da Kürt olmayan kadınlar, SDG’nin çekilmesinden dolayı üzgünler çünkü kapkara bir yönetim istemiyorlar. Özgür yaşamak ve dışarı çıkabilmek istiyorlar. Ancak HTŞ, bir kadın savaşçının bedenine bile tahammül edemiyor. Bu durum kadınların farkında olduğu bir gerçek.” şeklinde sözlerini tamamladı.